…:::::SeRzEn!şLeR:::::…

Mart 28, 2007

Bir Fotoğraf Ve Ahmet Hakan Analizi

Filed under: Köşe Yazarları — cihatarpacik @ 3:33 pm

Haber5.com‘dan İSLAM ARSLAN’IN ANALİZİ

10 Yıllık fotoğrafın sırrı ve Ahmet Hakan portresi

Ahmet Hakan Coşkun’un bu fotoğrafı Sultanbeyli’de bir sünnet şöleninde çekildi.  Yanındaki iri cüsseli kişi, Sultanbeyli’nin gerici (!) belediye başkanı sıfatıyla medya tarafından linç edilmek istenen Refah Partili Ali Nabi Koçak… 28 Şubat’ın en hızlı günleri… Hatta o şölende Azmi Ateş de bulunuyordu. 

Bu fotoğrafa yansıyan Ahmet Hakan, iç huzur açısından fevkalade rahat gözüküyor…

Ahmet Hakan, akşam saatlerinde geldiği şölende huzur dolu 4-5 saat geçirdi. Bu şölene muhabir olarak da gitmediğine göre gönüllü gittiğine şüphe yok…

Ahmet Hakan Coşkun, geçmişte çok zor günler geçirmiş diyenlere en önemli cevap …

İzbe salonlardaki sünnet şölenlerinden Türkiye en büyük gazetesinin kadrosunda yer alma süreci arasında geçen yıllar çok yıpratıcı olmalı… Bu yıpranma süreci şüphesiz tecrübe açısından da son derece faydalı olmuştur…

Biz her şeye rağmen kendisini seviyoruz… Tutarlı olduğunu düşünüyoruz…

Onu Ahmet Hakan yapan şey; özgün ve dediğim dedik öttürdüğüm düdük tavrı ve pek çok hata yapsa da sunduğu haberlerle (KANAL7’de) insanların güvenini kazanmasıydı…

Şimdi kendisiyle geçmişi arasında sıkıştırılmaya çalışılan Ahmet Hakan Coşkun için en büyük imtihanı “yazmaya çalışan” Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’nin yazısını sunuyoruz…

O anlamsız yazıyı…
Cemaatsiz bir yazarın zaferi

Ertuğrul Özkök – Hürriyet

ÖNCEKİ akşam Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ödül törenindeydim.

Tören Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılıyordu.

Aynı gün bazı sanatçılar, bu binanın yıkılmasına karşı gösteri yapmışlardı.

Hemen düşüncemi söyleyeyim.

Bu bina çok çirkin ve hemen yıkılması gerekir.

Kültür Bakanı Atilla Koç, yerine yine kültür merkezi yapılacağı sözünü verdiğine göre mesele yok.

Bu bina ruhsuz. İzbe, iç karartıcı.

Bana, eski Sovyet binalarını hatırlatıyor.

İstanbul daha iyisine layık.

* * *

Törende Hürriyet’ten dört arkadaşımız ödül aldı.

Haberini bugün Hürriyet’te okuyacaksınız.

Hepsini tek tek kutluyorum.

Ahmet Hakan’ı kürsüde izlerken düşündüm.

Bu tür ödüller çoğunlukla, belli bir görüşe yakın gazetecilere, köşe yazarlarına verilirdi.

“Belli bir görüş” derken şu veya bu görüşü kastetmiyorum.

Belli bir “fikir cemaatine” ait olmaktan söz ediyorum.

Bana göre Cemiyet bu yıl, çok önemli bir seçim yaptı.

Belli bir fikre veya cemaate değil, yazara ödül verdi.

Ahmet Hakan, bu ödülü gerçekten hak etmiş bir yazar.

* * *

Konuşmasında, gazeteci psikolojisi açısından çok önemli bir noktaya dikkat çekti.

“Bana, böyle yazmaya devam edersen, iki arada bir derede kalırsın. Kimse sana yardım etmez dediler. Bu ödül öyle olmadığını gösterdi” dedi.

Gerçekten de bir cemaate ait olmadığınız zaman, sizi bekleyen tek psikolojik durum, derin bir yalnızlıktır.

Ben bunu 20 yıllık meslek hayatımda çok hissettim.

Bugün yazdığınızı alkışlayanlar, ertesi gün yazdığınızı yuhalayabilirler.

Benim “azgın azınlık” dediğim aktif çevrelerin egemen kültürü “biat”tır.

Yani “Ya benden olacaksın, ya düşmanım”…

Sevdikleri bir yazar, bir gün, katılmadıkları bir düşünceyi yazdığı zaman, akıllarına ilk gelen sıfat, “Dönek” olur.

O yüzden her gün aynı teraneyi tekrarlamayan yazarların durumu parlak değildir.

Ahmet Hakan’a verilen ödül işte bendeki bu derin yalnızlık duygusunu yıktı.

Ahmet Hakan gibi ben de tek başıma, yapayalnız olmadığımı hissettim.

O yüzden bu seçimi yapan Gazeteciler Cemiyeti’ni kutluyorum.

* * *

Dün yazdığım yazı ile ilgili olarak birçok mesaj geldi.

Herkes “Tanrı yazar” kavramı ile kimi kastettiğimi soruyordu. Kimi, “Şu yazarı” kimi “öteki yazarı” kastedip kastetmediğimi öğrenmeye çalışıyordu.

Muhtemel ki, bunun etrafında da ilkel bir polemik yapacaklar.

Azgın azınlık kültüründe işte bu da vardır.

İlle de karşınıza bir hedef tahtası koymanız gerekir.

İlle de sizi biriyle “kapıştırmak” isterler.

Ben özel olarak kimseyi kastetmedim.

Kastetsem ismiyle yazardım.

Ama bazı insanlar, yazdığım vasıfları belli isimlere uygun görüyorsa, kendilerinin sorunudur.

* * *

Ben genel bir yazar tipolojisi çizdim.

O portrede kendimden, benim mazimden de çizgiler var.

Mesleğimize musallat olmuş bir hastalığın teşhisini yaptım.

Dedim ki: “Bu meslekte kimse Şeyhülislam değil. Dolayısıyla kimsenin fetva vermeye hakkı yok. Yani fetva gazeteciliği sona eriyor.”

Ben o yanlışlıkların farkındayım ve düzeltmeye çalışıyorum.

Yani “Tanrı yazarlığın”, bu mesleğin şizofreni alanına girdiğini söylüyorum.

Mustarip oldukları hastalığın farkında olmayanlara da yardımcı olmak amacıyla bunu kaleme aldım.

Çünkü mesleğimizin geleceğinde “Tanrı yazarlığın” yeri olmayacak.

O nedenle şu mu bu mu diye sormak yerine, bu samimi uyarıyı anlamaya çalışmak gerekir.
 

Reklamlar

Yorum Yapın »

Henüz yorum yapılmamış.

RSS feed for comments on this post. TrackBack URI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: