
Türkiye, dünyanın parçası olmadan ve AB üyeliği için gerekli adımları atmadan, sadece Türkiye’nin iç dinamikleriyle orduyu siyaset dışında tutabilir mi?
Tutamaz. Zaten ordunun kışlaya dönmesi ve tek işlevi olan Türkiye’yi dış tehlikelere karşı koruma görevine geri dönmesi 2001-2004′teki AB uyum paketleri ve Anayasa değişiklikleriyle sağlandı. Mesela MGK’daki sivil sayısı artırıldı. MGK kararları sanki emredici bir kararmış gibi algılanmaktan çıkarıldı. Genelkurmay’ın YÖK’teki temsilciliği kaldırıldı vb…
Peki ne değişti? Ordu sivil hükümete yine muhtıra verdi.
Ama bütün bu değişiklikler sonucunda son muhtıranın başına e harfi konuldu. Muhtıranın Genelkurmay’ın internet sitesinde yayımlanması, teknolojinin gelişmesiyle değil, ordunun gerçek görevine geri dönmeye başlamasıyla ilgilidir. Unutmayın, bu muhtıra mizah dergilerinin konusu oldu. Ve ilk kez bir hükümet, muhtıra karşısında durdu. Gerçi hükümetin yapması gereken, Genelkurmay Başkanı’nı görevden almak için Cumhurbaşkanı’na bir yazı yollamaktı. İmzalamadığı takdirde de istifa etmekti ve derhal bir seçim kararı almaktı ama hükümet bunu yapamadı. Ama şu oldu. Muhtıra Genelkurmay sitesinden kaldırıldı.
Sonra gene konulmadı mı?
Kaldırıldığı gazetelerde haber yapılınca, Genelkurmay arşivine konuldu. Bütün bunlar, AB reformlarının boşuna yapılmadığı, pozitif hukukun değiştiği ve yavaş yavaş uygulanmaya başlanacağı anlamına geliyor. Biz 650 yıllık devletiz. Bir milletin hayatındaki 5-10 yıl nedir ki? Değişiklikler biraz zaman alacak. İşte yeni Meclis’e sayıları sınırlı da olsa gerçekten bağımsız düşünen adamların girmesi, Türkiye’nin insanına insan muamelesi yapılmasını sağlayan yasal değişikliklerin mahkemelerce uygulanmasını da hızlandıracak. Bakın… Az gelişmiş ülkelerde iç dinamik çok tembeldir Dolayısıyla daima dışarıdan tetiklenir. 1920′lerdeki Kemalist devrim A’dan Z’ye dışarıdan bir tetiklemedir.
Nasıl?
Mustafa Kemal’in Batı’ya en açık kurum olan Harbiye mezunu olması ve o zamanki Batı Avrupa’yı olduğu gibi kopya edip Türkiye’ye getirmesi, dışarıdan bir tetiklemedir. M. Kemal, Belçika, İtalya, Almanya, Fransa’dan kanunları, özellikle de İsviçre’den Medeni Kanun’u aynen tercüme ettirip aldı. Adapte falan etmedi, kopya etti. Çok da iyi etti. Hukuku değiştirerek memleketi değiştirme ve ilerletme anlamına gelen ‘yukarıdan devrim’in birincisini M. Kemal 1920′lerde yaptı. Şimdi AB üyeliği süreciyle yine dışarıdan bir tetikleme var. Yani ikinci bir yukarıdan devrim var. Zaten demokrasi ihraç edilemez. Demokrasi ancak ithal edilebilir. Bunun için de o ülkede sağlam bir ithalatçının olması lazımdır. Bu ithalatçı, Batı eğitimi almış ‘aydın’dır. Demokrasiyi yaratma gücü olmayan ülkelerde devrim böyle yapılır.
Ama bugün aydınlar arasında AB karşıtlığı giderek yayılıyor. Son mitinglerin sloganı ‘Ne AB; ne ABD’ydi. Aydınlardaki AB karşıtlığını nasıl açıklıyorsunuz?
Bunların bir numaralı niteliği Kemalist olmaları değil mi? Kemalist reformların birer kanun tercümesi olduğunu hatırlatırım ben onlara. Bugün o ‘aydınlarımızın’ söylediklerini, 1920′lerde ‘mürteci ‘ dediğimiz kesimler söyledi. Mürteciler o gün Kemalizm’e karşı çıkıyordu, bugün de AB’ye karşı çıkıyorlar işte. Oysa AB reformları Kemalizm’in bir devamıdır, 2000′lerdeki versiyonudur. Üstelik bu ‘aydınlar’, antiemperyalizm kavramını da saptırdılar. Uluslararası ilişkilerden hiç anlamadıkları için ‘AB ve ABD emperyalizmine karşıyız’ diyorlar.
Hiç farkında değiller, bizi ABD’nin korkunç tekeline mahkûm ediyorlar.
Ama bazı askerlerin Rusya’yla ittifakı önerdikleri de söyleniyor. Türkiye ‘Ne AB ne ABD’ deyip, Rusya’yla ittifak yaparsa bunun sonucu ne olur?
Aynı zihniyet, aynı kafa biz bunları 1960′larda, 70′lerde söylerken, ‘Türkiye’yi dünyada yalnız bırakıyorsunuz’ diyerek bizi hapse atıyorlardı. Şimdi kalkmışlar IMF’ye teslim olmuş, Amerika’ya sadece sözde karşı çıkabilen bir Rusya’yı ve de Dünya Ticaret Örgütü’ne girerek kendini kurtarmak isteyen Çin’i Türkiye’nin müttefiki olarak düşünüyorlar. Hayal güçlerine hayranım. Lütfen, Batıcı değillerse, ‘Biz Kemalistiz’ demesinler. Eğer Rusya ve Çin’in gücü ileride belli bir blok oluşturursa, Türkiye tabii ki o zaman otomatik olarak ABD ve AB’ye karşı Doğu’yu denge olarak kullanmaya başlar. Fakat bugün dünyada denge olarak kullanılabilecek hiçbir Doğu gücü yoktur. Biz AB’yi dışladığımız anda karşımızda sadece ABD tekeli kalır.
Rusya’yla ittifak bugün dünyanın gerçeklerine uymuyorsa, Rusya’yı önerenler niye öneriyorlar?
Efendim, bunlar Batıcı değil. Bunlar Kemalist değil. Bunlar statükocu.
Bir yanda, ‘laiklik elden gidiyor’ korkusu yaratarak kitleleri, diğer yanda da ‘milliyetçilik ve ulusalcılık’la seçkinleri tahakküm altında tutmaya çalışıyor bunlar. Laikliği bir din gibi algılıyorlar. M. Kemal’in sözleriyle Muhammed’in hadisleri, Anıtkabir’le Kâbe, Nutuk’la Kuran arasındaki paralelliği görmüyor musunuz? Muhammed’in hadisleri hadis-i sahih, hadis-i gayri sahih diye ikiye ayrılır. M. Kemal’in de sözleri ikiye ayrılıyor. Mesela, ‘Beni Türk hekimlerine emanet edin, komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir’ sözlerinin sonradan uydurulduğu anlaşıldı. Böyle memleket idare edilir mi? M. Kemal gelse bu Kemalistleri sopayla kovalar.
(daha fazla…)